Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Tazminat Davası Açabilir Mi?

Aldatılan eş, eşinin birlikte olduğu üçüncü kişiye karşı salt “evli biriyle birlikte olma” eylemi nedeniyle tazminat davası açamaz. Ancak üçüncü kişi aldatma eylemiyle bağlantılı olarak aldatılan eşin kişilik haklarına doğrudan yönelen ayrı bir hukuka aykırı fiilde bulunmuşsa manevi tazminat davası açılabilir. 

Bu net sonuç, uzun yıllar süren bir içtihat tartışmasının ürünüdür. Aldatılma, boşanma sürecini eşler açısından en ağır hale getiren nedenlerin başında geldiğinden aldatılan eş çoğu zaman yalnızca kendisini aldatan eşten değil, üçüncü kişiden de hesap sormak istemiş ve kişilik haklarının zedelendiği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat davaları açmıştır. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 4. Hukuk Dairesi arasında bu konuda birbirine zıt kararlar verilmiş; çelişki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı kararıyla giderilmiştir. Anayasa Mahkemesi de 25.10.2023 tarihli kararıyla bu yaklaşımın Anayasa’nın 20. maddesindeki aile hayatına saygı hakkını ihlal etmediğini tespit etmiştir. 

Bu yazıda üçüncü kişinin hukuki sorumluluğunun sınırları, davada ispatlanması gereken hususlar, görevli ve yetkili mahkeme, boşanmadan dava açılıp açılamayacağı ve Yargıtay’ın güncel yaklaşımı ele alınmaktadır.

Aldatmada Üçüncü Kişinin Hukuki Sorumluluğu Var Mıdır?

Hayır, aldatma eylemine katılan üçüncü kişinin, salt evli bir kişiyle birlikte olması nedeniyle aldatılan eşe karşı hukuki sorumluluğu yoktur. Sorumluluk ancak üçüncü kişinin aldatılan eşe doğrudan yönelen bağımsız bir kişilik hakkı ihlalinde bulunması halinde doğar. 

Bunun nedeni, Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen sadakat yükümlülüğünün yalnızca eşler arasında geçerli nispi nitelikteki bir hak olmasıdır. Eşler sadakat yükümlülüğüne uyulmasını ancak birbirlerinden talep edebilir. Evlilik birliğinin dışında kalan üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı herhangi bir sadakat borcu bulunmaz. Bu nedenle üçüncü kişinin sorumluluğu aile hukuku hükümlerine değil, ancak Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin 49 ve devamı maddelerine dayandırılabilir. 

Haksız fiilden söz edilebilmesi için ise hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve nedensellik bağı unsurlarının birlikte bulunması gerekir. Zina, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarıyla 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarılmış ve 5237 sayılı Kanun’da da suç olarak düzenlenmemiştir. Medeni hukuk alanında da evli bir kişiyle birlikte olmayı yasaklayan bir norm yoktur. 

Dolayısıyla üçüncü kişinin eylemi herhangi bir koruma normunu ihlal etmediğinden hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmez ve TBK m. 49/1 uyarınca haksız fiil sorumluluğu doğmaz. Eylemin ahlaka aykırı olduğu kabul edilse bile TBK m. 49/2 gereğince sorumluluk için üçüncü kişinin aldatılan eşe “kasten” zarar verme amacıyla hareket etmiş olması aranır. Sırf birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmek bu kastın varlığı için yeterli değildir. 

Bununla birlikte, üçüncü kişi aldatma eylemiyle bağlantılı olarak aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal eder, özel yaşamına müdahale eder, sır alanına girer, ele geçirdiği özel bilgileri ifşa eder ya da söz ve ifadeleriyle onur ve saygınlığını zedelerse bu nitelikli kişilik hakkı ihlali nedeniyle manevi tazminat sorumluluğu doğar. Nitekim Yargıtay, “üçüncü kişinin aldatılan eşin ortak konutuna girmesi, aldatılan eşe mesaj atması veya aldatma fiilini aldatılan eşi küçük düşürmek amacıyla sosyal medyada aleni hale getirmesi” *(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2018/3124 E., 2019/156 K.)* gibi durumlarda üçüncü kişinin doğrudan haksız fiil faili olarak tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmektedir.

Üçüncü Kişiye Karşı Açılan Tazminat Davasında Neler İspatlanmalıdır?

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı sonrasında yalnızca eşin üçüncü kişiyle birlikte olduğunu ve üçüncü kişinin bunu bilerek hareket ettiğini kanıtlamak davanın kabulü için yeterli değildir. 

Davacı eşin ispat etmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Hukuka aykırı fiil: Üçüncü kişinin aldatma eylemiyle bağlantılı olarak aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlal ettiği, özel yaşamına müdahale ettiği, sır alanına girdiği, ele geçirdiği özel bilgileri ifşa ettiği ya da söz ve ifadeleriyle onur ve saygınlığını zedelediği gibi somut olaylar; mesaj kayıtları, sosyal medya paylaşımları, tanık beyanları, fotoğraf ve ses kayıtları gibi delillerle ortaya konmalıdır.
  • Kusur: Üçüncü kişinin bu fiili kasten veya ihmal ile işlediği gösterilmelidir. Dava TBK m. 49/2’deki ahlaka aykırı fiil hükmüne dayandırılıyorsa, üçüncü kişinin sırf aldatılan eşe zarar vermek amacıyla doğrudan zarar verme kastıyla hareket ettiği ayrıca kanıtlanmalıdır. 
  • Zarar: Davacının kişilik hakkının ihlali nedeniyle yaşadığı acı, elem ve üzüntü ile toplum nezdinde uğradığı itibar kaybı somutlaştırılmalıdır.
  • Zararın doğrudan davacıya yönelmiş olması: Aldatan eşe yönelik bir fiilden dolayı aldatılan eşin yalnızca dolaylı zarar gördüğü iddiası kural olarak dinlenmez.
  • Nedensellik bağı: Üçüncü kişinin hukuka aykırı fiili ile davacının uğradığı manevi zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğu gösterilmelidir.

Üçüncü Kişiye Açılan Tazminat Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme Nedir?

Üçüncü kişiye karşı açılan tazminat davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi, yetkili mahkeme ise davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu davanın aile mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde görülmesinin nedeni, davanın hukuki dayanağının aile hukukundan kaynaklanan sadakat yükümlülüğü değil, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümleri ve kişilik hakkının zedelenmesi olmasıdır. Üçüncü kişi evlilik birliğinin tarafı olmadığından, ona karşı yöneltilen talep Türk Medeni Kanunu m. 174 kapsamındaki boşanmaya bağlı tazminat niteliği taşımaz. 

Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise davacı eş lehine birden fazla seçimlik yetki kuralı bulunmaktadır:

  1. HMK m. 16 (Haksız Fiilde Yetki): Haksız fiilden doğan davalarda; haksız fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin (aldatılan eşin) yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
  2. TMK m. 25/son (Kişilik Haklarının Korunmasında Yetki): Davacı, kişilik haklarının korunması amacıyla kendi yerleşim yeri veya davalının (üçüncü kişinin) yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir.

Bu yasal düzenlemeler sayesinde aldatılan eş; kişilik hakkı ihlali nedeniyle açacağı manevi tazminat davasını, başka bir şehirde yaşayan üçüncü kişinin bulunduğu yere gitmek zorunda kalmaksızın doğrudan kendi yerleşim yerindeki, fiilin işlendiği yerdeki veya zararın meydana geldiği yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açma hakkına sahiptir.

Üçüncü Kişiye Karşı Tazminat Davası Nerede Açılır? 

Aldatan eşin sevgilisine (üçüncü kişiye) karşı açılacak manevi tazminat davalarında, mağdur eşin çok güçlü bir yasal avantajı bulunmaktadır. Üçüncü kişinin hakaret, tehdit veya özel hayatı ihlal gibi eylemleri “kişilik haklarına saldırı” niteliğinde olduğundan, Türk Medeni Kanunu madde 25 uyarınca mağdur eş bu davayı kendi ikamet ettiği yer mahkemesinde açabilir. Yani aldatılan eş, dava açmak için üçüncü kişinin yaşadığı şehre gitmek zorunda değildir; davalıyı kendi bulunduğu şehre çağırarak hukuki süreci kendi yerleşim yerinden yürütebilir.

Ayrıca, TMK m. 25‘in ilk fıkrasındaki “Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini…” hükmü de davamızda çok işimize yarayacaktır. Eğer üçüncü kişi müvekkili rahatsız etmeye, mesaj atmaya veya sosyal medyada paylaşımlar yapmaya devam ediyorsa, tazminat talebiyle birlikte bu eylemlerin durdurulması için ihtiyati tedbir de talep edebiliriz.

EK SEÇENEKLER

  • HMK m. 16 Kapsamında Haksız Fiil Yerinde Dava Açmak: 

— Avantajı: TMK m. 25’teki “kendi yerleşim yeri” kuralına ek olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 16 uyarınca dava “haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yerde” de açılabilir. Eğer müvekkilin yerleşim yeri dışında, olayın gerçekleştiği yerdeki mahkeme (örneğin tanıkların yoğun olduğu yer) stratejik olarak daha avantajlıysa bu yetki kuralı da kullanılabilir.

— Riski/Dezavantajı: Olayın gerçekleştiği yer müvekkilin ikametgahından uzaksa, duruşma takibi ve masraflar artar.

  • TMK m. 25 Kapsamında İhtiyati Tedbir Talep Etmek:

 — Avantajı: Üçüncü kişinin müvekkile yönelik devam eden bir saldırısı (örneğin şantaj, sürekli arama, kapıya dayanma) varsa, tazminat davası açılırken TMK m. 25/1 uyarınca “sürmekte olan saldırıya son verilmesi” için derhal ihtiyati tedbir kararı alınabilir. Bu, müvekkilin güvenliğini anında sağlar.

— Riski/Dezavantajı: Mahkemeler kişilik haklarına saldırının durdurulması yönündeki tedbir taleplerinde yaklaşık ispat arar; somut delil (mesaj, video, tutanak) sunulamazsa tedbir talebi reddedilebilir.

Boşanmadan Aldatma Nedeniyle Üçüncü Şahsa Tazminat Davası Açılabilir Mi?

Evet, aldatılan eş boşanmadan da üçüncü şahsa karşı tazminat davası açılabilir. 

Üçüncü kişiye karşı açılan dava, aldatan eşe karşı TMK m. 174/2 uyarınca ancak boşanma davasıyla birlikte istenebilen tazminattan farklı olarak, TBK m. 49 ve m. 58’e dayanan bağımsız bir haksız fiil davasıdır. Bu nedenle boşanma davasının açılmış veya sonuçlanmış olmasına bağlı değildir. 

Nitekim Yargıtay kararlarında eşlerin boşanmış olup olmamalarının bu dava bakımından önem taşımadığı vurgulanmıştır. Üstelik, aldatılan eşin evliliğini kurtarmak adına eşini affetmesi (TMK m. 161 uyarınca zina davası açma hakkından vazgeçmesi), üçüncü kişiye karşı açacağı haksız fiil davasını engellemez. Çünkü üçüncü kişinin sorumluluğu zinadan değil; hakaret, tehdit, özel hayatın gizliliğini ihlal veya konut dokunulmazlığını bozma gibi aldatılan eşe karşı işlediği “bağımsız hukuka aykırı fiillerden” kaynaklanmaktadır. Eşin affedilmesi, üçüncü kişinin işlediği bu bağımsız haksız fiilleri ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak boşanmak dava açmanın ön koşulu değildir. Belirleyici olan üçüncü kişinin aldatılan eşe doğrudan yönelen hukuka aykırı bir fiilinin varlığıdır.

Aldatılan Eşin Üçüncü Kişiye Karşı Açtığı Tazminat Davası Konusunda Yargıtay’ın Yaklaşımı

Yargıtay’ın güncel ve yerleşik yaklaşımı, evlilik birliği devam ederken eşlerden biriyle evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin salt bu eylem nedeniyle manevi tazminat isteyemeyeceği yönündedir. 

Bu sonuca ulaşılana kadar Yargıtay içinde ciddi bir görüş ayrılığı yaşanmıştır. Hukuk Genel Kurulu’nun 2010 ve 2017 yıllarındaki kararları ile 4. Hukuk Dairesi’nin 2015 öncesi kararlarında, üçüncü kişinin evli olduğunu bilerek ilişkiye girmesinin ahlaka ve adaba aykırı bir haksız fiil oluşturduğu, zinanın suç olmaktan çıkarılmasının bu eylemin haksızlığını ortadan kaldırmadığı ve üçüncü kişinin aldatan eşle birlikte TBK m. 61 uyarınca müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmekteydi. 

4. Hukuk Dairesi ise 2015 yılından itibaren görüş değiştirerek sadakat yükümlülüğünün yalnızca eşler arasında geçerli nispi bir hak olduğunu, üçüncü kişinin eyleminin emredici bir kanun hükmünü ihlal etmediğini ve haksız fiil koşullarının oluşmadığını belirterek bu davaları reddetmeye başlamıştır. Bu çelişki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı kararıyla giderilmiştir. Kararda, bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamayı isteme hakkı şeklinde herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir kişilik hakkının kanunlarda yer almadığı; evli bir kişiyle birlikte olmayı yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmadığından TBK m. 49/1 anlamında hukuka aykırılığın gerçekleşmediği; eylemin ahlâka aykırı sayılması hâlinde dahi TBK m. 49/2 için aranan kasten zarar verme amacının salt evli olduğunu bilmekle karşılanmadığı; haksız fiil niteliği taşımayan bir eylem nedeniyle müteselsil sorumluluğun da söz konusu olmayacağı gerekçeleriyle, kanunda yer almayan bir sorumluluğun aile bütünlüğünü koruma saikiyle dahi yargı kararıyla ihdas edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. 

Kararın ayırıcı önemi, üçüncü kişinin sorumluluğunu tamamen kaldırmamış olmasıdır: Aldatma eylemiyle bağlantılı olmakla birlikte sadakatsizlik olgusundan farklı, bağımsız ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali bulunması hâlinde, örneğin konut dokunulmazlığının ihlali, özel yaşama müdahale, sır alanına girme, özel bilgilerin ifşası ya da onur ve saygınlığı zedeleyen ifadeler kullanılması durumunda manevi tazminat sorumluluğunun doğacağında tereddüt bulunmadığı açıkça vurgulanmıştır. Karar oy çokluğuyla ve üçüncü görüşmede alınmış olup, karşı oy yazılarında hak arama hürriyetine aykırılık, aile kurumunun anayasal koruması ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin aksi yöndeki içtihatları ileri sürülmüştür. 

Anayasa Mahkemesi de 25.10.2023 tarihli kararında bu içtihadı birleştirme kararının üçüncü kişinin sorumluluğunu doğru yönde düzenlediğini, mahkemelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle karar verdiğini ve devletin aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiğini tespit ederek Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı dava hakkı konusunda uygulamada en çok merak edilen diğer soruları aşağıda bu bölümde yanıtladık.

Zina davası 3. kişiye açılır mı?

Hayır, zina nedeniyle boşanma davası üçüncü kişiye açılamaz. 

TMK m. 161’de düzenlenen zina davası yalnızca eşler arasında görülen bir boşanma davasıdır ve davalı tarafı ancak zina eden eş olabilir. Üçüncü kişi evlilik birliğinin tarafı olmadığından bu davada davalı sıfatı taşımaz; ona karşı ancak TBK’nın haksız fiil hükümlerine dayanan ayrı bir tazminat davası açılabilir. 

Zina davasında 3. kişi manevi tazminat öder mi?

Hayır, üçüncü kişi salt evli bir kişiyle birlikte olması nedeniyle manevi tazminat ödemez. 

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.07.2018 tarihli kararına göre üçüncü kişinin aldatılan eşe karşı sadakat yükümlülüğü bulunmadığından ve zina suç olmaktan çıkarıldığından bu eylem haksız fiil oluşturmaz. 

Ancak üçüncü kişi konut dokunulmazlığını ihlal etmiş, özel yaşama müdahale etmiş, özel bilgileri ifşa etmiş ya da onur ve saygınlığı zedeleyen ifadeler kullanmışsa bu bağımsız ihlal nedeniyle manevi tazminat ödemekle sorumlu tutulabilir.

Üçüncü kişinin aldatılan eşi tehdit etmesi tazminat sebebi olur mu?

Evet, üçüncü kişinin aldatılan eşi tehdit etmesi manevi tazminat sebebi olur. 

Tehdit, salt aldatma eylemine katılmanın ötesinde doğrudan aldatılan eşin kişilik değerlerine yönelen, bağımsız ve hukuka aykırı bir fiildir.Yargıtay’ın içtihadı birleştirme kararında tazminat sorumluluğunun doğacağı açıkça kabul edilen nitelikli kişilik hakkı ihlali kapsamına girer. Bu durumda TMK m. 24-25 ve TBK m. 49 ile m. 58 uyarınca asliye hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açılabilir. Ayrıca bu eylem Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiğinden, savcılığa yapılacak bir suç duyurusu tazminat davasında davacı eşin elini ciddi anlamda güçlendirecektir.

Tehdidin mesaj, ses kaydı veya tanık beyanı gibi delillerle ispatlanması gerektiği unutulmamalıdır.

Benzer Yazılarımız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir